7 Mart 2012 Çarşamba

YGS İÇİN ALTIN TAVSİYELER




Soruları çözmeye en iyi bildiğiniz dersten başlayın.

Soru köklerinin tümünü okuyun. Parantez içindeki ifadelere dikkat edin. Altı çizili ve olumsuz ifadelere dikkat edin. Mutlaka bu ifadelerin altını çizerek okuyun ..
Seçeneklerin de hepsini okuyun. Çeldiriciler doğru cevaba çok benzer, unutmayın. Seçeneklerde üç ilgisiz, bir doğru, bir de çeldirici bilgi bulunur.


Önce ilgisizleri eleyin, Doğru şansımız yüzde 50'ye çıkar.

Sözel sorular da dahilolmak üzere bütün soruları kalem kullanarak çözün.
işlemlerinizi düzgün yazın, sağlama yapın.
Özellikle basit dört işlemlerde bariz hatalar çıkabilir.
Bulduğunuz ve doğruluğundan emin olduğunuz cevapları soruların altındaki seçeneklere biriktirmeden, hemen işaretleyin. Sonra bu cevaplarınızı optik forma sayfa sayfa geçirin. Gruplayarak işaretlemek zaman kazandırır (18-21 dakika). İlk verdiğiniz cevabın kesinlikle yanlış olduğundan emin değilseniz değiştirmeyin.

Bir soruda belli bir süre geçtiği halde çözüme ulaşmazsanız o sorunun yanına bir işaret koyarak başka bir soruya geçin.
Bölümler arasında iki, üç dakika dinlenme aralığı verebilirsiniz.

Paragraftan oluşan sorularda önce soru kökünü sonra paragrafı okumanız zaman kaybını önleyecektir.

Aynı seçeneğin optikte en fazla üç defa art arda gelebileceğini unutmayın.
Test içerisindeki soruların zorluk düzeyleri birbirinden farklıdır ama kazandırdıkları puan aynıdır. Zor sorulara fazla puan verilmez.
Bir testteki çok kolay, kolay ve normal soruları birinci turda çözerek diğerlerini ikinci tura bırakın.

Her teste başlamadan önce mutlaka tüm sorulara bir göz atın.

Özel işaretler kullanın, örneğin; hiçbir fikrinizin olmadığı sorulara (* *), cevabından emin olmadığınız veya o an çözemediğiniz sorulara (?), çözebileceğiniz fakat çok vakit kaybettirecek sorulara (*) gibi işaretler koyabilirsiniz.

En kolay sorular uzun sorular ve deney sorulardır.

4 Mart 2012 Pazar

Eğitimle Yaşam / Ayça Hoca' dan Tavsiyeler



Mehmet AYSAN

Eğitimle Yaşam' ın bu haftaki konuğu, Yeni Sistem Dershanesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Ayça Karadoğan idi. Öğrencilere özetle aşağıdaki tavsiyeleri verdi.

1- Önce soru köklerini okuyup, sorunun ne istediğini anlayıp, ondan sonra parçayı okuyun.

2- Türkçe sorularını çözerken, turlama yöntemini kullanın. Soruların üzerinde çok fazla durup zaman kaybetmeyin. Kolayca çözebileceklerinizi çözün, sonra sizi zorlayan sorulara geri dönün.

3- Sorulara korkarak yaklaşmayın, çözebileceğinize inanarak okuyun.

4- Dilbilgisi soruları çalışmadan çözülemez. Ders çalışırken, dilbilgisine zaman ayırın.

5- Çözemediğiniz soruları atmayın, tutturma ihtimaliniz çok düşüktür.

3 Mart 2012 Cumartesi

Sınav Kaygısını Devam Ettiren Akılcı Olmayan İnançlar



Başarısızlık Korkusu

Toplumumuzun değerler sistemi başarı arzusunun içine nüfuz edildiği bir konumdadır. Şüphesiz, kişi hayatında birçok tatmin ve ödül kazanır. Ancak başarıya bütün yürekleriyle abone olan çoğu insan sınav gibi unsurlarda o kadar kaygı yaşıyorlar ki normal performanslarının da altına düşüp kendilerini bozguna uğratıyorlar. Yüksek motivasyona sahip bütün insanlar sınav kaygısı yaşamazlar ancak onlarda şöyle önemli bir fark vardır: “Başarmalıyım!”

Sınav kaygısını tartıştığım öğrencilerime “Neden başarmak zorundasınız?” sorusunu sorduğumda genelde şaşırmaktalar. Sorunun boş ve alakasız olduğunu düşünüyorlar çünkü başarı ihtiyacının çok çalışmaktan geldiğine inanıyorlar. “Ben bu sınavı geçsem de kalsam da bir fark olmayacağını mı söylüyorsunuz?” şeklinde yanıtlıyorlar. Bunun yüksek düzeyde arzu edilebilir bir durum olduğuna ikna etmeye çalışıyor ve kendi ilgi alanları içerisinde ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını söylüyorum ancak “başarmak zorundayım” gibi bir ifadenin doğal sonucu şu olacaktır: Eğer yapamazsam, buna katlanamam… Çünkü…”

Tehdit başarısızlığın gerçek hayattaki sonuçlarının gerçekçi bir değerlendirmesi mi? Eğer öyleyse kişi yeterince hazırlanıp çalışabilir ve kişinin yetenekleri ve ilgileri doğrultusunda amaçlarını şekillendirebilir.
Tehdit, başarsısızlığın sonuçlarına kişisel bir değerlendirme almış olmanızdan kaynaklanıyor olmasın? Öyleyse gelin şu “Başarmak zorundayım” talebinin sonuçlarını inceleyelim.

Kendini Aşağılama

“Başarmak zorundayım” ifadesi kişisel olarak yargılanmamı gerektiren bir performans kıstası olduğunu ima eder. Ben bu sınavda kalırsam değersiz bir insanım mesajını içerir.

Tanım itibariyle “başarısızlık” başarısız olma sanatı içinde kişinin yüksek yetenek göstermesi ve sabit başarısıdır. Bu söz konusu olduğunda sınav kaygısı yaşayan insanlar kalma diye bildikleri şeyi yapacaklarına dair öngörülerde bulunurlar. Kendi kendine gerçekleşen kehanetler olarak ortaya çıktığında kaygıları devam eder onların akılcı olmayan başarı talepleri kurtarılır fakat kendilerini bozguna uğratan davranış devam eder. Kendilerine şunları kanıtlarlar:
•Kaygıları doğrulanmıştır;
•Onlar artık değersiz insanlardır.
En önemlisini bertaraf ederler: Kişisel yani kendi değerlerini.

Ama aslında gerçekten başarısız insan var mı? Ya da birey olarak kişinin değeri bir sınavın sonucuyla ölçülebilir mi? Peki sürekli olarak ingilizcede ’A’ alıpta matematikte ’C’ alanlar ne olacak? Bu insanlar ingilizceyi iyi yapan fakat matematikte ‘toplumu onurlandırma’ konusunda şüpheliler mi? Ya da farz edin ki ikisinde de zayıf bir performans gösteriyorlar. İnsan olarak nasıl değerlendirilecekler? Basit mantıkla ne yetenekli ne de akademik çalışmada eğilimi olan biri şeklinde mi düşüneceğiz? Peki, kendi değerleri ne olacak? Kişisel değer insanoğluna mirastır ve tartışılamaz.

Şimdi, bu bazı kişilerin inandığı gibi boşvermişlik ya da çaba harcamamayı doğrulayan bir reçete değil. Eğer kişi başarmak zorundayım gibi mantıksız talepleri yerini “ Benim elimden gelenin en iyisini yapmam benim ilgim ve isteğimdir.” bırakırsa o zaman mantıklı ve akıllıca bir başlangıç öne çıkar.

Mükemmeliyetçilik

Her durumda kesinlikle mükemmel olmak isteyen kişiler vardır. Onlar her zaman sınıfının en başında olmalı; en iyi kolej veya üniversiteye girmeli; bitirme çizgisine varan ilk kişi her zaman onlar olmalılardır. Parlayan kişi imajını devam ettirmekle ilgilenirler. İstediklerinden daha azını gerçekleştirmek onlarda başarısızlık anlamına gelir. Başarısızlık tanımı onlar için mükemmelden daha az olandır. “Bir hata yapabilirim ve bu çok kötü olur.” Mükemmeliyetçilik sıklıkla zeki ve yetenekli çocukların düşüşüne yol açar.

Mükemmeliyetçi istekler çok iyi olan öğrenciler tarafından bile karşılanamaz. Ve karşılanmadığı zaman birey suçluluk duygusuyla tepki verir. “Bunu yapabilmeliydim! Ne kadar aptalım!” gibi. Gerçekçi olmayan taleplerde başarısızlık ya da hata korkusu o kadar yüksek bir kaygıyla sonuçlanır ki kişi hata olasılığından dolayı performansı sergilemekten tamamen kaçar. “ Bir hata riskini almaktansa hiç denememek daha iyi.” Aynı zamanda suçluluk duygularını mahvederek kendilerini aşağılamaya yönelirler: “ …bu yüzden ben değersiz bir kişiyim.”

Onaylanma İhtiyacı

Farz edelim ki sınav kaygısı yaşayan biri başarmak zorunda olma hissinden kurtuldu ve başarısızlık yaşamasına rağmen hala değerli olabileceğini düşünüyor. “Evet, ben kaldım ve insan olarak hataya düşebilirim. Başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen kendimi değerli hissediyorum. Ama diğerleri beni öyle kabul edecekler mi? Ya beni okula göndermek için o kadar emek sarfeden annemle-babam? Benim hakkımda ne düşünecekler? İtiraf etmeliyim ki, bazen diğer insanların onayını almak sevilmek arzu edilebilir. Ama her zaman başkalarının onayını kazanabilmek mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. Arkadaşlarınızla ve ailenizle iyi ilişkiler geliştirmek için tercih edilebilir. Fakat bu şiddetli gereksinim ile aynı şey değildir. “Eğer başaramazsam, beni sevmeyecekler, ben değersizim.” gibi istekler mantıksızdır daha doğrusu akılcı değildir.

Bu akılcı olmayan nosyondan kurtulan kişiler daha az kaygı ve özgürlük ile kendilerini yaptıkları işe verirler. Gelecek sonucun sadece ulaşılacak hedefi etkileyeceğinin ve kendi değerlerini ve insan ilişkilerini etkileyemeyeceğinin bilincinde olarak hareket ederler.

Sınav Kaygısı Üzerine Kaygı Duymak

Bu çift bir beladır. Sınav fobisi olanlar bir sınavla karşı karşıya kaldıklarında yalnızca o sınav kaygısını yaşamakla kalmıyorlar aynı zamanda kaygıyı yaşadıkları için de kaygı yaşıyorlar. “Biliyorum, sinirli olacağım. Hep böyle oluyor. Bu hislerden kaçamıyorum.” gibi.
İnsanlar bir şeyi yapmaktan kaçamadıklarını söyledikleri anda çaresizlik, umutsuzluk, kendine acıma ve garanti başarısızlığı temellendirmiş olurlar. Sonuç, yine kendini aşağılama ve depresyondur.

(Kaynak: Dönüşüm Konağı)

İçimden Ders Çalışmak Gelmiyor



Öğle yemeği sonrası odamda oturmuş çayımı yudumluyordum. Bir yandan internette geziniyor, diğer yandan ise görüşme saatimin gelmesini bekliyordum. Be bir süre sonra tanıdığım öğrencilerimden Ahmet odaya girdi. Her sınava hazırlanan öğrenci gibi o da kazanmak için dershaneye yazılmıştı. Sınavı kazanmak istiyordu ama içinden hiç ders çalışmak gelmiyordu. Koltuğumdan kalkıp tam da Ahmet’in karşısındaki koltuğa oturdum. Diğer türlü aramızda bulunan koca masa psikolojik olarak öğrencilerimin bana açılmasında engel oluşturabiliyordu. Ve Ahmet konuşmaya başladı:

- Hocam dershane açılalı bir ayı geçti ben hala oturup adam gibi ders çalışamadım. Ders çalışmam gerektiğini biliyorum ama bir türlü masanın başına geçip ders çalışamıyorum.

Ahmet’in sıkıntısını sınava hazırlanan bir çok öğrenci yaşıyor. Sınava giren tüm öğrenciler emin olun sınava kazanmak için giriyorlar. Hatta bunun için dershanelere gidiyorlar. Ama iş ders çalışmaya geldiğinde bir çok öğrenci oturup adam gibi ders çalışamıyor.

- Peki ne olsaydı oturup deliler gibi ders çalışırdın Ahmet?
- Bilmem hocam. İçimden ders çalışmak gelmiyor ki.
- Ne zaman gelir peki?
- Bir aydır hiç gelmedi hocam.
- İçinden ders çalışma isteğinin gelmesini beklersen daha çok beklersin Ahmet.

Birçok öğrenci içinden ders çalışma isteğinin gelmesini bekleyerek senesini geçirir. Ne var ki bu istek de bir tülü gelmez. Ve sonuçta öğrenci bir senesini kaybetmiş olur.

- Hocam ne yapacağız o zaman?

- Şimdi sana bir öykü anlatacağım. Dikkatle dinlemeni istiyorum:

Bir gün bir Kızılderili reisi torunu ile birlikte çadırın önünde oturuyormuş. Çadırın önünde biri siyah biri beyaz iki köpek birbiri ile boğuşuyormuş. Dede ve torun beraber onları izliyorlarmış. Torun merak dolu bakışlarla dedesine sormuş:

“Dede! Çadırımızı korumaya bir köpek yeterken neden iki tane var? Hem neden birisi siyah diğeri beyaz?”

Dedesi cevap vermiş:
“Evladım dediklerinde haklısın. Ama onlar benim için iki önemli şeyin simgesidir. Ben devamlı onlara bakarak ders alırım ve hayatıma ona göre yön veririm”

Torun yeni bir merakla tekrar sormuş:
“Neyin simgesi onlar, dede?”

Dede tok ses tonuyla cevap vermiş:
“Birisi tembelliğin, diğeri ise çalışkanlığın simgesi evlat. Karşımızdaki iki köpek gibi her birimizin içinde de tembellik ve çalışkanlık devamlı kavga eder. Ben bu köpeklere baktıkça içimdeki tembellik ve çalışkanlığın mücadelesini hatırlar ders alırım”

Çocuk dedenin hiç beklemediği bir soru daha sorar:
“Dede bu kavgayı hangi köpek kazanır?”

“Ben hangisini iyi beslersem o kazanır evladım”

Bir süre hiç konuşmadım… Ahmet’in kendi içinde hikayeyi yorumlamasını istiyordum. Ve sonra konuşmaya başladım.


- İşte Ahmet sadece senin içinde değil her insanın içinde hem tembellik hem de çalışkanlık ruhu vardır. Yani senin içinde hem tembel hem de çalışkan Ahmet var. Ve bunla senin bedenine hakim olmak için mücadele ediyorlar. Bazen oluyor ki çalışkan Ahmet bedene hak oluyor ve en ders çalışıyorsun. Oturup deliler gibi ders çalıştığın zamanlar olmadı mı?

- Oldu hocam. Bazen çok iyi çalışabiliyorum

- Şimdi yapmamız gereken senin içindeki çalışkan Ahmet’i güçlendirmek.

- Bunu nasıl yapacağız hocam?

- Bu odadan çıktığın andan itibaren içindeki tembel Ahmet ve çalışkan Ahmet’in mücadelesini izleyeceksin. Ders çalışman gerektiğinde ve masanın başına oturduğunda içindeki tembel Ahmet diyecek ki “daha sonra ders çalış”. Eğer sen bu sese kulak verirsek içindeki tembel Ahmet’in önüne kocaman bir et parçası atmış olursun ve o tarafın daha da kuvvetlenir. Ve bir dahaki sefere bu tembel tarafına karşı koyman daha güç olur. Eğer çalışkan tarafını dinler ve oturup ders çalışırsan bu sefer çalışkan tarafını beslemiş olursun ve o güçlendikçe senin ders çalışman çok daha kolay olur. Kısacası senden yapmanı istediğim devamlı çalışkan Ahmet’i beslemen. O yeterince güçlendiği zaman birilerinin sana ders çalış demesine gerek kalmadan sen rahatlıkla ders çalışabileceksin. Hatta ders çalışmadığın zaman rahatsız olmaya başlayacaksın.

- Bunu yapabilir miyim hocam?

- İstersen ve ısrarlı olursan rahatlıkla yaparsın. Şimdi seninle bu işi biraz daha zevkli hale getirelim. Bu olayı bir futbol maçına çevirelim. Ne zamanki içinde tembel ve çalışkan tarafının mücadelesi olursa bunu kaydet. Tembel tarafın mücadeleyi kazanırsa bir gol atmış gibi olsun. Çalışkan tarafını dinleyip de masa başına oturursan bu sefer o gol atmış olsun. Bakalım bir hafta sonra maç kaç kaç bitecek.

Bu şekilde yapacağımızı uygulamayı yeniden çerçeveleyerek öğrenci için daha zevkli hale getiriyordum. Ahmet bir hafta boyunca içindeki mücadeleye odaklanacak ve sadece bu odaklanma bile çalışkan tarafını güçlendirecekti. Öğrencilerimin bu mücadelenin skorunu kaydetmesi için tatlı bir form da hazırlamıştım. Öğrenci her gün hangi tarafı gol atmışsa onu bu forma işliyordu.

- Ahmet şimdi sana bir form vereceğim. Maç hakemi gibi kim hangi dakikada gol atmışsa onu bu forma yazabilirsin. Bu hafta senden istediğim maçı galip olarak bitirmen. Önemli olan hiç gol yememen değil, tembel tarafından daha fazla gol atman. Ve bunu yapacak gücü ben sende görüyorum.

- Tamam hocam fark atarak yanınıza gelmiş olacağım.

- Günlük bana uğrayıp maçın skoru hakkında bilgi vermeni istiyorum.

- Ne demek hocam.

Ahmet odadan çıktığında gözlerinde bir umut vardı. Benim istediğim de zaten buydu. İnsanların içindeki umutları dik tutmasına ve yeşertmesine yardım etmek mesleğimizin en güzel tarafıydı.

Ahmet her gün gelip beni maçın skorundan haberdar ediyordu. Maç genelde baş başa gidiyordu. Bir haftanın sonunda 26’ya 24 çalışkan Ahmet maçı kazanmıştı. Ahmet’in şimdiye kadar en fazla ders çalıştığı hafta bu hafta olmuştu. Benim de istediğim buydu. Bir ayın sonrasında Ahmet’in çalışkan tarafı artık açık ara farklarla tembel tarafını yenmeye başlamıştı.

2 Mart 2012 Cuma

2012 YGS Katsayı Açıklaması




ÖSYS Kılavuzu ÖSYM’nin internet sitesinde yayımlandı. 2012 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi (ÖSYS) Kılavuzu’nda katsayı uygulaması ile ilgili açıklama yer aldı.

YÖK Genel Kurulunca üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan farklı katsayı uygulaması kaldırılmıştı. Karar kapsamında katsayı uygulamasının her aday için 0.12 olarak belirlenmiş, sınava giren adaylar arasında fark kalmadığı için de katsayı fiilen kaldırılmıştı. Bu karar kılavuzda ise şu ifadelerle yer aldı:

”Her aday için hesaplanmış olan ağırlıklı ortaöğretim başarı puanları 0.12 ile çarpılarak sınav puanlarına katılacak ve böylece adayların yerleştirme puanları hesaplanacaktır. Bir mesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim kurumlarının mezunları, Yükseköğretim Kurulunca saptanacak alanlarda bir yükseköğretim programına yerleştirilirken Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanının 0.06 katsayısı ile çarpımından elde edilecek ek puanlar yerleştirme puanlarına eklenecektir.”

2011-ÖSYS puanı veya özel yetenek sınavı sonucu ile bir yükseköğretim programına (açık öğretimin kontenjan sınırlaması olmayan programları hariç) yerleştirilen adaylar 2012-ÖSYS puanları ile bir yükseköğretim programına yerleştirilirken AOBP’ye uygulanacak katsayılar yarıya düşürülecek, sınavsız geçiş ile 2011-ÖSYS’de bir yükseköğretim programına yerleştirilen adayların AOBP’ye uygulanacak katsayılarda herhangi bir değişiklik yapılmayacak.

2010-2011 öğretim yılında ortaöğretim kurumlarından mezun olamadıkları için yerleştirildikleri yükseköğretim programlarına kayıtlarını yaptıramayan adaylar, durumlarını dilekçe ile ÖSYM;ye bildirdikleri takdirde yerleştirilmemiş adaylar gibi işlem görecekler.

29 Şubat 2012 Çarşamba

ÖZDEBİR TÜRKİYE GENELİ DENEME SINAVI




Yılların tecrübesi ÖZDEBİR yayınlarının Türkiye Geneli YGS Deneme Sınavı, 11 Mart 2012 Pazar günü, tüm Türkiye ile beraber dershanemizde uygulanacak. Katılmak için dershanemize başvurabilirsiniz.

2012 YGS Öncesi Ailelere ve Adaylara Tavsiye Niteliğinde Uyarılar



Mehmet AYSAN

YGS’nin önemine dikkat çeken uzmanlar çocuğun kaygısının ‘yapamazsın, kazanamazsın’ diye yanlış yöntemlerle artırılmaması gerektiğinin altını çizdi. Bu şekilde çocuğunun azmini ateşleyeceklerini sana aileler maalesef yanılıyorlar. İşte uzmanların diğer tavsiyeleri:

Üniversite sınavına girecek çocukları en çok baskı altına alan konuların başında anne baba baskısı olduğuna işaret eden uzmanlar,sınava yaklaşıldıkça ailelerde de telaşın üst seviyeye çıktığını belirtti.

Ailelerin daha sakin davranmasının ise, öğrencilerin başarılarını olumlu yönde etkilediğini ifade eden uzmanlar “Öğrenci için sınav özel adıyla YGS hayatının dönüm noktası, fırsatı, ikinci baharı yeniden doğacağı gündür. Bizler anne baba olarak çocuğumuzun her şeyden çok daha önemli olduğunu sınavın bir araç olduğunu dil ile söyleriz ama beden dilimizle ise sen hele bir kazanama görürsün mesajını sıklıkla veririz. Bu da öğrencinin kaygısını artıran en önemli durumlardan biridir.
Oysa olması gereken "kazanırsın, başarırsın, sana güveniyorum" mesajı vermektir. ‘Yapamazsın’ hiç demeyin. ‘Kazanamazsan’ diye tehdit etmeyin. Çocuğunuz için yaptığınız fedakârlıkları başına kakmayın." diye uyarıyor.